Tarihten Geleneğe, Ege’nin Üretken Kenti: Denizli

Tarihten Geleneğe, Ege’nin Üretken Kenti: Denizli

Tüm Egeliler bilir; bölgenin havası suyu herkesi kıskandırır. Ancak Ege’de kar yüzünü zor gösterir ve bu nedenledir ki kışın bu güzelliği özlenir. Denizli’ye gelenlerin aşina olduğu tek beyazlık Pamukkale travertenlerinin beyazlığıdır.

Oysa yaylalara kar yağdığında bir alternatif daha vardır; Teleferik… Dağ ve yaylalarla buluşmak için, 300 metre rakımdan 1400 metre rakıma çıkan teleferik ile Denizli’de karın yağdığı ilk noktalardan biri olan Bağbaşı Yaylası ve kent manzarası önünüze serilir. Teleferikle altı dakikada çıkılan Bağbaşı Kent Ormanı’ndan ulaşılan Bağbaşı Yaylası’nın, yazın serinliği, kışın da kar manzaraları revaçtadır. Buradaki bungalov evler, kıl çadırı, restoran, piknik ve çadır kamp alanı ve yöresel ürün satış merkezleri ise keyifli zaman geçirmek için bire bir.

Ötüşü makamlı

Denizli’nin sıkı sıkıya sarıldığı üç değeri vardır; tarihi, doğası ve geleneği… Horozundan bahsetmemekse ne mümkün! “Her horoz kendi kümesinde, Denizli horozu ise her yerde öter.” der Denizlililer. Gözleri siyah ve sürmeli, bacakları koyu gri ya da mor, ibiği balta ibik şeklindeyse, bir Denizli Horozu’yla karşı karşıyasınız demektir. Cüsselidir, rengi göz alıcıdır, dünyada örneğine pek rastlanmaz. Tüm özellikleri bir yana, asıl önemli olan ötüşüdür. Ötüşünün makamları vardır. Tam 28 saniye ötebilir. Irkı saf olanı 30-32 saniyeye çıkabilir, daha fazla öterse de bayılabilir. Bu kadar özellikli olup Denizli’nin sembolü haline geldiğine, kent meydanlarında, heykellerinin dikilmiş olduğuna şaşmamalı.

Yaşayan kent

Uzun yıllar, Denizli’nin yakınından geçmek için en geçerli neden, yılda yaklaşık 2 milyon ziyaretçinin uğradığı Pamukkale’nin travertenleriydi. Oysa efsanevi horozu, köklü dokumacılık geleneği, kuşaklardır aynı yöntemle pişirilen Denizli usulü pideli, kuzu fırın kebabıyla Denizli, gezeni dolu dolu yaşamaya cesaretlendiren, nevi şahsına münhasır bir kent. Kalabalık çay bahçeleri, çarşıları ve yoğun ticaret hayatıyla, canlı bir yerleşim. Merkezdeki Babadağlılar Çarşısı’na ve etrafını saran fabrikalara otobüs dolusu ziyaretçi çeken kent, tekstil sanayisinde yaptığı atılımın meyvelerini topluyor. Bir zamanlar, geleneksel olarak ev atölyelerinde yapılan dokumalar, bugün artık Denizli’nin travertenlerle birlikte anılan ünü ve başlı başına bir sanayi.

Gelenekten üretken

Kent merkezindeki en canlı noktalardan biri, Denizli’de üretilen her türlü tekstil ürünün yanısıra kuyumculuk, bakırcılık, demircilik gibi altmışın üzerinde farklı meslek gurubunun yer aldığı Kaleiçi Çarşısı. 11. yüzyıla tarihlendirilen ve altın devrini Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde yaşamış Kaleiçi, birçok Anadolu beyliğinin günlük hayatına sahne olmuş. Bugün bu tarihi çarşıdaki geleneksel el sanatları atölyeleri inatla değişen çağa direniyor. İstasyon Caddesi’ndeki Babadağlılar İşhanı da kentin hareketli alışveriş merkezlerinden. Denizli’nin ünlü pike, perde, masa örtüsü ve havlularının envai çeşidini burada bulmak mümkün. Babadağlılar Çarşısı’nın hemen karşısındaki tarihi binada, Atatürk ve Etnografya Müzesi var. 19. yüzyılın sonlarına tarihlendirilen bina, Cumhuriyet’in ilk yıllarında, parti binası olarak kullanılmış ve 1931’de Atatürk Denizli’ye gelişinde burada bir gece konuk edilmiş. 1950’lerde bir süre Verem Savaş Dispanseri olarak hizmet veren binanın alt katında etnografik eserler, üst katındaki iki odada ise Atatürk’e ait eşyalar bulunuyor. Konak hayatını daha yakından tanıyabilmek içinse diğer odalara uğramalı.

Türkiye’nin ilk Yeşil Bayrağı

Denizli’nin sosyal yaşamına katılabilmek için önemli bir adres; Çamlık. Bu yeşil alan, mekanlarıyla, hafta boyunca halkın popüler uğrak yerlerinden. Denizli aynı zamanda Yeşil Bayrak ödülü ile Türkiye’de bir ilke imza attı. İngiltere ve Galler’deki park ve yeşil alanlarda ulusal bir standart oluşturmak için 1996 yılında tasarlanan daha sonra tüm dünyaya yayılan bu ödül, başarılı bir rekreasyonel yeşil alan olarak İncilipınar Parkı ile bu yıl Denizli’nin oldu.

Tatlı sohbet

Denizlililer misafire değer veriyorlar. Tatlı sohbetlerinde kültürlerine dair birçok ilginç bilgi saklı; Mesela Denizli Horozu… Nedensiz ötmez, öteceği zamanı ve yeri bilir. Neşeliyken öter. Ötüş özelliği, süresi, sesteki kalite, dünyadaki başka hiçbir horozda yoktur. Uzun öterken dinlendirir, günlük sıkıntılardan uzaklaştırır. Davudi ya da tiz ötenler var. Vücut pozisyonlarına göre ötüşler, Aslan, Kurt, Yiğit ve Pus Ötüşü olarak adlandırılır. Denizliler, bu horozları hobi olarak, yıllardır bahçelerinde yetiştirdiler ancak bahçeler azaldıkça horozların da nesli tükenmeye yüz tuttu. Soyunda iyi ötüşü yakalamak için, nesillerinin özelliklerini taşıyacak şekilde üretim yapanlar var. Muhabbet, horozdan mutfağa, özellikle de Denizli usulü, kuzu fırın kebabına uzanırsa şaşmamalı. Bu spesiyaliteyi denemeyenin Denizli’yi görmemiş sayıldığı da kulağınıza küpe olsun.

Efsanevi kebap

Kaleiçi civarındaki en karizmatik kebapçılardan biri, tipik bıyığıyla Halil Albaş’tır. Eski Sarayköy Caddesi’ndeki dükkanında, onu yol yordam bilmeyenlere direktif verirken bulursunuz; “Parmaklarınızla yiyeceksiniz, bizde çatal bıçak yok!”. Kelli felli, kravatlı, takım elbiseli iş adamları, şık hanımlar, köyden alışverişe gelenler ve turistler, ünlü Denizli usulü kuzu fırın kebabı için bu mütevazı dükkana akın ederler. Albaş ailesi neredeyse bir asırdır ününü koruyor. Halil Bey mesleğin sırlarını paylaşmaya çekinmiyor: “Kebap fırınında, çitlenbik odunu ya da üzüm asmasının yaşlı, kalın gövdesini kullanırız. Diğer odunlar is yapar. Bu lezzetin ilk koşulu, ikincisi de elle yemek…”

İlk yerleşim

Denizli ilk kurulduğunda, bugün bulunduğu yerden daha kuzeyde, 6 km uzaklıkta Laodikeia olarak bilinen yermiş. Su daha bol olduğu için daha sonraları bugünkü yerine taşınmış. Geçmişte ticaret yollarının kavşağında yer alan Laodikeia, bir tarafta Honaz Dağı, diğer tarafta Pamukkale ile iki nehirin tam ortasında duruyor.

Bugün daha çok inanç turizmine hitap eden, Bergama Krallığı’na bağlı antik kent, Hıristiyanlığın ilk yıllarında önem kazanmış. M.S. 4. yüzyılda burada bir konsil toplanıyor, 5. yüzyılda ise büyük bir deprem nedeniyle terk ediliyor. Dokumacılığıyla ün salmış kentte, büyük bir Hellenistik tiyatro ve küçük bir Roma tiyatrosu var. En iyi korunmuş yapı, çeşmesi. İncil’de sözü geçen Yedi Kilise’den biri de burada.

Termalden dokumaya

Denizli, civarıyla da kaydadeğer bir kent; termal kaynaklar, piknik ve kamp yerleri, yaylalar, doğal ve arkeolojik alanlar… İzmir-Denizli yolu üzerinde, Buharkent’ten geçerken, EÜAŞ Jeotermal Santralı’nı ve yerden yükselen buharları göreceksiniz. Güney Termal Otel ve Spa’nın apart odalarındaki suyun termal kaynağı, tarihi Kızıldere Kaplıcaları. Cindere Köyü eteklerinde, 1.Derece Doğal Sit Alanı olan Güney Şelalesi, Cindere Dağı’nın yamaçlarından çıkan sularla oluşmuş. Büyük Menderes Nehri’ne, yaklaşık 20 metre yükseklikten dökülüyor ve su içindeki kireç, ilginç kalker şekiller meydana getiriyor. Ağlayan Kaya Şelalesi ya da Yeşildere Şelalesi ve Honaz Dağı Milli Parkı da ziyaretçi toplayan doğal alanlar. Görmeye değer diğer iki doğal oluşum da Kaklık ve Keloğlan mağaraları. Bu mağaralar “Yeraltındaki Pamukkale” olarak da anılıyorlar.

Yolunuz düşerse, Akkale kasabasında, 13. yüzyıl Selçuklu eseri Akhan Kervansarayı’nın kapısındaki taş işçilik dikkatinizi çekecektir. Germiyan Beyliği’nden bu yana yumuşacık pamuk ipliği ve “Buldan bezi” olarak tanınan meşhur incecik bezi, el dokumaları, renk renk peşkirleriyle ün salan Buldan ise bugün yoğun yerli turist çeken bir alışveriş cazibesi. Antik çağlardan bugüne gelen dokumacılık geleneğinin pes etmeden sürdürüldüğü Buldan’da, kültürün önemli bir parçası olan eski evlerin mimari dokusunun yaşatılması için de çalışmalar yapılıyor.