Rüyaların Bittiği Yerde…

Rüyaların Bittiği Yerde…

Minimalizmin ustalıkla kullanıldığı Semih Kaplanoğlu’nun filmleri asıl bu tekniğin çok ötesine uzandığında sanat katına yükselmektedir. Kendisinin de belirttiği üzere o, “manevi gerçekçilik” diye tanımladığı film tekniğiyle çalışmıştır. Gerçekçi anlatımlardan çıkarılacak sembolik anlamlar ise, filmlerin manevi boyutunu oluşturmaktadır.

Manevi geçekçiliği Semih Kaplanoğlu’nun son filmi “Buğday”da daha net görebiliriz. “Buğday”la Yunus Emre-Tapduk Emre menkıbesi veya Hızır-Musa kıssası gibi anlatımların çağımızdaki karşılıkları araştırılmıştır. Modern yanılgılardan kurtulmaya çalışan Cemil ile genetik uzmanı Profesör Erol Erin, genetiğiyle oynanmamış tohum üzerinden aslında saflığın, masumiyetin, bunların da ötesinde yaşanabilir bir dünyanın arayışı içindedir. Ayrıca Cemil ile Erol’un ilişkisi, çıktıkları yolculuk ve geçirdikleri dönüşümler, şeyh-mürit ilişkisine benzer tasavvufi anlamlar taşımaktadır. Semih Kaplanoğlu “Yusuf Üçlemesi”yle sanki geçmişe, çocukluğa dönük yolculuğunu sonlandırmış, “Buğday” filmiyle ise şimdiye ve geleceğe dönük tespitlerde bulunmuştur.

30. Tokyo Uluslararası Film Festivali’nde En İyi Film Ödülüne layık görülen “Buğday”da içinden geçtiğimiz dönemdeki belirli bir zihniyetin ruh hali çok iyi yansıtılmış. Yakın bir gelecekte geçen film, dünyanın yok oluşa gittiğine dair endişeye dayalı bir anlatı sunuyor. “Buğday” insanlığın yok olmasına yol açacak bir sorundan yola çıkıp insanın dünyada varoluşuna dair mistik bir keşfe açılıyor