Mevlâna’ya Dair

Mevlâna’ya Dair

Sezai Karakoç Mevlâna anlatımında iki farklı dil kullanır. Birincisi, sembolik dil; ikincisiyse, analitik dildir. Sembolik dil kullanımında Sezai Karakoç’un şairliğini; analitik dil kullanımında ise mütefekkirliğini görüyoruz. Her iki dilin de bu şekilde yerli yerinde ve ustaca kullanıldığı, ikinci bir Mevlâna anlatımına rastlamak zor.

Sembolik dil geniş tarihsel olayların özetlenmesinde kullanılır. 13. yüzyıl gibi sadece İslâm tarihi açısından değil dünya tarihi açısından da büyük kırılmaların yaşandığı bir yüzyılı anlatmak, ciltler dolusu kitap yazmayı gerektirir. Sezai Karakoç bunu Mevlâna’da birkaç makaleyle halleder. Sembolik dili sayesinde 13. yüzyılın hem siyasi, dini ve entelektüel portresini çizer hem de Mevlâna’nın hangi şartlarda ne gibi faaliyetler içinde olduğunu gerekçeleriyle birlikte açıklama imkânına kavuşur.

Mesela, “Selçuk, bir fıskiyeydi İslâm havuzunda, gökyüzüne eşsiz armonili çizgiler, çizgiler çiziyordu, suyla, mermerle…” der. Dikkat edilecek olursa bu cümlede Selçuklu İmparatorluğu’nun kültür ve sanatıyla birlikte, İslâm medeniyeti içindeki yeri de özetlenmektedir. Ayrıca sembolik dil, şiirsel bir anlatımı da beraberinde getirir. Sezai Karakoç’un Mevlâna’da akıcı ve etkileyici bir anlatım için şiir dilinden çokça istifa ettiği söylenebilir.

Analitik dil, düşünce üretmek; kitap, olay ve olguları irdelemek, sorgulamak, savunmak veya eleştirmek için kullanılır. Gerçekçi bir tarafı vardır. Şiirsellikten soyutlanmıştır. Kelimeler analitik dilde kendilerini değil ulaşılmak istenilen düşünceyi gösterirler. Sezai Karakoç, Mevlâna’ya dönük saldırılara cevap verirken, Mevlâna’nın düşünce dünyasını oluşturan isim ve eserleri anlatırken, ayrıca onun kitaplarını incelerken analitik dile başvurur. Buralarda özetleyici değildir.

Sezai Karakoç Mevlâna’nın Mesnevi, Mecalis-i Seb’a, Fih-i Mafih ve Divan-ı Kebir’ini birbiriyle karşılaştırarak ele alır. Her birinin diğerine göre yerini tespit eder. Bu, Mevlâna’nın düşünce serüvenini takip etmek açısından okuyucuya büyük kolaylık sağlar.

Karakoç Mevlâna’nın Moğollarla ilişkisi veya kitaplarını Farsça yazmasına dönük eleştirilere de cevap verir. Ona göre Mevlâna, Moğolların Müslümanlar üzerindeki maddi ve manevi yönden kıyıcı etkisini onarmış, yumuşatmış, karşılamış bir şahsiyettir. Mesnevi’yi Farsça yazmasının ise olumsuzdan çok olumlu etkisi olmuştur. Mesnevi Farsça yazıldığı için her dönem yeniden Türkçeye çevrilmiş, şerh edilmiş, dolayısıyla tazelenmiş, güncel konulara nasıl devalar sunduğu daha iyi anlaşılmıştır.

Karakoç, Mevlâna’nın üzerindeki Bahaeddin Veled, Muhyiddin-i Arabî, Seyyid Burhaneddin, Şems-i Tebrizî, Selâhaddin-i Zerkubî, İmâm-ı Gazalî ve Ferîdüddin Attâr gibi isimlerin etkilerini de onun kitaplarında yakalamaya ve göstermeye çalışır.

Mevlâna (Diriliş Yayınları, 2012, 7. baskı); hiçbir safsataya, söylentiye, tahmine aldırış etmeden hazırlanmış, sade, etkileyici ve bilgilendirici bir kitap. Sezai Karakoç sağlam olmayan, delilleriyle gösterilemeyen hiçbir düşünce ve bilgiye yer vermemiş kitabında. Dolayısıyla ortaya Mevlâna’ya dair, özün de özü diyebileceğimiz fikirlerle dolu bir kitap çıkmış.

Yeni Çıkanlar

– Elele Okuyalım, Turgut Uyar, Yapı Kredi Yayınları

– Kristal Sapan, Merve Büyükçapar, Şule Yayınları

Eskimeyen Kitaplar

– Kabusnâme, Keykâvus, Kabalcı Yayınları

– İslâmın Bugünkü Meseleleri, Erol Güngör, Ötüken Yayınları