Kehanetlerle Örülü Bir Tarih: Didyma

Kehanetlerle Örülü Bir Tarih: Didyma

Kumandanlar kumandanı Büyük İskender, bir savaştan önce, Delphi’deki Apollon Tapınağı’na giderek kehanette bulunan rahibelere danışmak ister. Ancak, Nefaste (oruç) günüdür ve kahinlere danışmak yasaktır.

Buna rağmen, bunu önemsemeyen İskender, bizzat kendisi giderek rahibeyi omuzlarından tutar ve zorla tapınağa getirir. Rahibe bu davranış karşısında şaşkına döner. İskender rahibeye şunu sorar: “Bu savaştan zaferle döner miyim?” Rahibe bir an duraksar ve ağzından şu sözler dökülür: “Sen yenilmezsin, oğlum!” İskender, istediği sözcüğü duymuştur. Savaşa gider… Ünlü tarihçi Plutarch, ‘İskender’in Hayatı’ adlı eserinde, kumandanın kehanet arayışını böyle anlatır.

SIRLARI ÖĞRENEN ÇOBAN                                                                                                                                                       

Milattan önceki yüzyıllarda, büyü, fal ve kehanet, halkların yaşamlarını yönlendiren etkin unsurlardı. Antik çağda yaşayan halkların inanç kültürleri bu doğrultuda şekillendi. Bereketli Ege Bölgesi sahil kesimleri ve Büyük Menderes (Meandros) Deltası yerleşimlerinde bu güçlü bir şekilde kendini gösterdi. Didim de kuşkusuz bundan nasibini aldı. Efsaneye göre, Tanrı Apollon bir gün Didyma yöresinde çobanlık yapan Brankhos’a rastlar. Onun saf ruhundan ve nazik yaklaşımından çok hoşlanan Apollon, ona biliciliğin (kehanetin) sırlarını öğretir. Çoban Brankhos, öğrendiği tanrısal sırları insanlara aktarma amacındadır. Bugünkü Apollon Tapınağı’nın bulunduğu yerdeki defne ormanı ve su kaynağının hemen yakınına tanrısı Apollon adına ilk tapınağı kurar. Zaman içinde Brankhos soyundan gelenler ‘Brankhidler’ olarak anılır ve bu soydan gelenler uzun yıllar boyunca Apollon Tapınağı’nın yöneticiliğini yaparlar. Herodot’un dediğine göre, Anadolu’daki 18 resmi kehanet tapınağı arasında en ünlü ve rakipsiz olanı Didyma Apollon Tapınağı idi. Kehanet tapınaklarında yapılan kazılarda bulunan kurşun levhalarda, kahinlere sorulan sorulara rastlandı. Soruların altında da tanrıların cevapları yazılmıştı.

RAKİPSİZ MABED

Tanrıların en yakışıklısı Apollon, gündüzün ve ışığın, iyileştirmenin ve kehanetin tanrısıydı. Onun kehanetleri, Apollon Tapınağı’nın rahibesi Pythia’nın ağzından kelimelere dökülürdü. Hayatında hiçbir yanlış davranışta bulunmamış ve fakir köylülerin yanında yetişmiş Pythia, zengin ve soylu bir aileden gelir, Apollon’un karısı olarak kabul edilirdi. Apollon, sosyal bir tanrıydı, tapınaklarına gidip gelirdi. Yokluğunda Şarap Tanrısı Dionysos onun yerine bakar ve yine Pythia’nın yardımıyla, kehanette bulunulurdu. Apollon, gündüzün tanrısıysa, Dionysos da rüyalarla dolu gecelerin ve güneşsiz kış günlerinin tanrısıydı. Bu nedenle, birçok tapınağı ikisi paylaşırlardı. Apollon’a adanmış, Delphi’deki Kehanet Merkezi’nden sonra, Didyma’daki, ikinci en önemli kehanet tapınağıydı.

TAŞLARIN SAKLADIKLARI                                                                                                                                            

Didyma Apollon Tapınağı’nın merdivenlerden iner inmez, karşınıza dev bir Medusa kabartması çıkar. Bu, Roma devrine ait bir alınlıktan düşmüş. Antikçağda buraya hacca gelenler, tapınağı koruduğuna inanılan Medusa’nın altında bulunan kaynaktaki suyla temizlenirlermiş. Buradaki yuvarlak altarda, adak adar ve ancak bundan sonra Kutsal Alan’a girebilirlermiş. Bugün her ne kadar yıkık olsa da, Apollon Tapınağı’nın dev boyutları hakkında yeterli bir fikir edinebiliyoruz. Sütunların kaideleri bile, insan boyunu aşıyor. 124 sütunlu tapınak, yedi basamaklı bir merdivenle çevrili. Dünyanın yedi harikasından biri olan Efes’teki Artemis Tapınağı gibi, Apollon Tapınağı’nın ön yüzündeki sütunların kaideleri, çiçek, geometrik şekil ve mitolojik karakterlerden oluşan olağanüstü kabartmalarla süslü.

Tünelleri geçince, üstü açık bir avluya varılır. Bu avlunun etrafı, 20 metre yüksekliğinde ancak bugün yarı yükseklikte olan duvarlarla çevriliydi. Duvarlarda halen tapınak planlarının çizimleri görülüyor. Avludan tekrar tünelden geçerek, yeniden sütunların olduğu bölüme çıkılır. Tapınağın arkasına doğru kıvrılınca, hiçbir zaman dikilememiş sütunların kaideleri ve devam edince, 15. yüzyılda meydana gelen depremde, adeta bir iskambil destesi gibi yıkılmış sütunlar sizi şaşırtacaktır. Tapınağın etrafını dolaştığınızda, yivleri henüz oyulmamış ancak üzerleri çizilmiş sütunlar, size tapınak tamamlansaydı ne denli görkemli olacağını hissettirir.