Yer Altı Hazineleri: Kaklık & Keloğlan Mağaraları

Yer Altı Hazineleri: Kaklık & Keloğlan Mağaraları

Türkiye’nin en görkemli doğal miraslarından olan Pamukkale, görselliğiyle her yıl tam 2 milyon ziyaretçiyi büyülüyor. Gerek beyaz teraslar halindeki travertenleri gerekse Hierapolis ören yeri ve müzesiyle, öylesine doyurucu bir coğrafya ki buraya adım atıp “Bundan daha etkileyici ne olabilir!” diyenlerin çok azı bölgede farklı arayışların peşine düşüyor. Oysa bu bölgede Pamukkale travertenleri kadar etkileyici bir başka dünya daha var. Üstelik yer altında… Doğal SİT alanı ve UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ndeki Kaklık Mağarası, bu hazinelerinden biri.

İnsanlığın ilk doğal barınağı, mağaralar. Dışarıdan bakan için oldukça gizemli. Oluşumları milyonlarca yıl demek. Keşfedilmesi araştırmacılar için hep önüne geçilmez bir dürtü olmuş. Uzun süreçlere yayılan, adım adım yapılan incelemelerde, yeraltının sırları ortaya çıkmış. Mağaracılık son yıllarda bir bilim dalı olarak gelişti. Aynı zamanda bir spor olarak da ilgi gördü.

Bir mağara Pamukkale

Denizli- Afyon- Ankara ve Denizli- Çivril karayolu üzerinde, Denizli’ye 30 km, Pamukkale’ye 45 km mesafede, Honaz ilçesi Kaklık kasabasında bulunan Kaklık Mağarası, damlataşı sarkıt ve dikitlerin yanısıra, Pamukkale benzeri travertenleriyle, sık rastlanmayan bir oluşuma sahip. Burası aynı zamanda Küçük Pamukkale veya Mağara Pamukkale olarak da adlandırılıyor. Büyük Menderes Nehri’nin önemli bir kolu olan Çürüksu Çayı’nın oluşturduğu geniş alüvyon ovada yer alan mağara, yeraltı sularını boşaltan aktif bir mağara iken, tavanının çökmesiyle açığa çıkmış.

Jeotermal sular ve şifa

Toprağın beş metre altında, maksimum derinliği 14 metre olan mağaraya girer girmez burnunuza sülfür kokusu geliyor. Mağaranın yakınında, sazlıklar arasında, yeraltından kaynayarak çıkan sular, sülfür ve yüksek miktarda sodyum bikarbonat içeriyor. Bu nedenle de bu su, yöre halkı tarafından “Kokarhamam Pınarı” olarak anılıyor. Faylar boyunca ilerleyen, yüzlerce metre derinlikten yüzeye çıkan bu jeotermal sular, antik Hierapolis’in kurulduğu zamanlardan beri cilt hastalıkları ve kireçlenme tedavisinin yanı sıra tarla sulamasında kullanılmış. Mağarada, Pamukkale’de rastlanan basamaklar halinde kademeli havuzlar var. Mağara ağzından şelale halinde giren jeotermal sular, bir havuzdan diğerine geçerek, güneş ışınlarının gün içindeki geliş açılarına göre hoş görüntüler oluşturuyor. Duvarlarından sürekli su damladığı ve aktığı için de mağarada sık bir yosun ve küçük yapraklı sarmaşık türü bitkiler gelişmiş. Yeşilin farklı tonları dikkat çekici. Ziyaretçi dinlenme alanında ise yazlık yüzme havuzu, küçük amfi tiyatro, seyir alanları, kafeterya ve kameriyeler bulunuyor.

Çobanların bildiği yer

Denizli’ye 70 km mesafede, Denizli-Antalya karayoluna üzerinde bulunan Keloğlan Mağarası da Kaklık Mağarası’nın etkileyici atmosferini aratmıyor. 2003 yılında turizme açılan mağara, 1990’a kadar kimsenin dikkatini çekmemiş. Burası, insanların kullanımından uzakta, çobanların bildiği bir yerdi. Acıpayam (Karaağaç) Ovası’nın “Yaka Bucağı” adı verilen bölümündeki mağara, Karadağ’ın (1421 m) Keloğlanlar Yakası adı verilen yamacında. Mağaranın yanındaki seyirlik kısmından Yaka Bucağı köy ve kasabaları ile Eşeler Dağı silsilesinin manzarasını kaçırmamakta fayda var.

Adeta bir damlataş ormanı

Bugün doğallığından hiçbir şey kaybetmeden günümüze ulaşan mağaralardan olan Keloğlan Mağarası, bol çatlaklı ve girintili çıkıntılı bir yapıya sahip. Bu nedenle de karstlaşma için oldukça uygun. Yani kireçtaşları karbodioksitli sularla eriyor ve bu erimeden dolayı topografik şekiller oluşuyor. Tavandan damlayan ve içinde kireç bulunan su damlacıklarının uzun zaman boyunca oluşturduğu sarkıt ve dikitlerin birleşerek meydana getirdiği damlataş sütunlarının (sarkıt, dikit, sütun duvar ve örtü damlataş) yanı sıra bu sütunlarla bölünmüş, yani bir tür doğal duvarlarla ayrılmış, birbirine geçen çok sayıda küçük odacık ve traverten oluşumu da var.

Geçmişin izi fosiller

Acıpayam ilçesine bağlı Dodurgalar kasabası ve yakın civarı, kireçli ana kayalardan oluşan Batı Akdeniz Torosları üzerinde bulunduğundan bu yöre, in ve mağaralar açısından oldukça zengin bir yapıya sahip. Hem Keloğlan ve hem de Aslanlı Mağaraları, yer yer “çok katlı fosil mağaraları’’ olarak da adlandırılıyorlar.

Bunun nedeni, araştırmalar sonucu mağarada çeşitli hayvan iskeletlerine ait kemiklerin ortaya çıkarılmış olması. Gezi alanı 145 metre uzunluğunda ve tavan yüksekliği yer yer beş altı metreye çıkan mağaranın nemli ve ılık bir havası var. Bu ortamın astım ve bronşit gibi hastalıklara iyi geldiği biliniyor. Mağara ziyareti ardından, bir doğa yürüyüşü ile Karadağ’ın zirvelerine çıkabilir, yüksekten Acıpayam Ovası’nı, ovayı çevreleyen Toroslar’ı ve platoları seyredebilirsiniz. Buradan yirmi dakika mesafede Dodurgalar-Değirmendere’de alabalık tesisleri var.