İlmek İlmek İşlenen Sanat: Dokumacılık

İlmek İlmek İşlenen Sanat: Dokumacılık

İlk tekstil tezgâhı 700 yıl önce kurulan Babadağ’ın geçmişte olduğu gibi bugün de en önemli geçim kaynaklarından biri dokuma tezgahları. Tarıma yönelik arazisinin olmaması bu küçük ilçeyi Türkiye’nin ‘ev tekstili başkenti’ haline getirirken, Babadağ aynı zamanda yetiştirdiği iş insanları ile de dikkatleri çekiyor.

Türkiye ekonomisine önemli katma değer sağlayan bu iş insanlarının çoğu ilçeden göçüp, Denizli’ye ya da diğer büyükşehirlere gitse de Babadağ’ı terk etmeyen emektar dokumacılar da mevcut. Bunlardan biri de Mehmet Yılmaz.

50 yıldan fazla bir süredir bu işi yapan Yılmaz ile mesleğin inceliklerini, dününü, bugününü ve yarınını konuştuk:

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Ben Mehmet Yılmaz. 1943 yılında Babadağ’da doğdum. İlkokulu burada okudum ve burada büyüdüm. Zorlu Holding sahibi Ahmet Nazif Zorlu ile beraber okuduk, o benim okul arkadaşımdır. Doğduğumdan beri şimdiki evimizde yaşıyorum. Dört çocuğum var bazıları burada benim yanımda bazıları ise şehirde. Eşimle birlikte mutlu mesut geçinip gidiyoruz… Organik besleniyoruz, yaylalara çıkıyoruz. Bunlar, değerini bilen için büyük nimetlerdir.

Dokumacılığa ne zaman ve nasıl başladınız?

Bizim buralarda çocuklar ilkokulu bitirir bitirmez çarşıya gönderilir. Ailesi ona satması için bazı şeyler verir. Çocuk eğer satabilirse esnaf kumaşı var demektir. Babam ürettiğimiz 2 çarşafı satmam için 12 yaşında beni pazara yolladı. Şuanda Babadağ’ın en yaşlı kişisine ben bu ürünleri sattım. O gün büyük bir sevinç yaşadım. Daha sonra benim için dokumacılık başlamış oldu.

Dokumacılık o dönemlerde nasıldı? Para kazandırıyor muydu?

Bizim yaşımızdakiler dokumacılığa otomatik olmayan ağaç tezgahlarla başladı. 1965’ten sonra yarı otomatik tezgahlara geçtik ve çarşaf dokumaya başladık. O zamanlar cumartesi günleri siparişler gelirdi ve Zorlu Tekstil’e satış yapardık. Daha sonra bir ipek çarşaf modası patladı ve 1970-1980 yılları arasında bu çarşafları dokuduk. Sonraları daha modern tezgahlara geçtik ve 1990’lı yıllara kadar pike dokumacılığı yaptık. 2000 yılına kadar da çocuk bezi dokumasını sürdürdük. 2000 yılından sonra ise kadife dokumacılığı yapmaya başladık. O yıllarda dokumacılık, para kazandıran güzel bir işti. Ustasının emeğini zayi ettirmezdi…

Babadağ o yıllarda dokumacılık açısından zengin miydi?

1960-2000 yıllarında tekstil çok hareketliydi. Hele 1970-1980 yılları arasında altın çağımızı yaşadık. Bu yıllarda işe yetişemezdik. O yıllarda İzmir’e, Manisa’ya ve Denizli’ye satış yapıyorduk. Dokumacılıkta tam otomatik sisteme geçilince bizim Babadağ’ın canlılığı söndü. Çünkü buradaki evler tarihi olduğu için tam otomatik tezgahlar girmiyor. Şimdi Babadağ’da nüfus bile azaldı, birçok kişi şehre göçtü.

Babadağ’da kaç dokumacı vardı o zamanlar?

O yıllarda Babadağ’ın nüfusu 7 bine yakındı. Her evde dokuma yapılırdı. Yaşlı amcaların, teyzelerin evlerinde dahi ağaç tezgahı olurdu. Teyzeler haftada 70-80 çarşaf dokur, mutfak masraflarını çıkarırlardı. Bundan ötürü Babadağ’da bir canlılık vardı. Bugün burada 3 bin 500 kişi anca yaşıyor ve hemen hemen hiçbir evde dokuma tezgahı yok. Gençler hep işçiliğe gidiyor. Bugün dokumacılık yapan bir ben varım, bir de Ramazan diye bir arkadaşım var. Koca Babadağ’da dokumacılık yapan iki kişi kaldık.

Gençlik yıllarınızda günde kaç adet ürün dokuyordunuz?

İplik ve makine iyi olursa günlük 10 örtü dokurdum. İş olduğu zaman gece-gündüz demeden çalışırdık. O ürünü zamanında teslim edebilmek için çok uğraşırdık. Allah’a şükürler olsun ki bizden mal alanlar da hep memnun kaldılar. Ürünlerimizden ötürü yüzümüz hiç kızarmadı. Bu da benim için büyük bir gurur kaynağıdır.

Babadağ’da önceden dokumacıların büyük itibarı varmış. Hatta kız verirken bile aranan işlerdenmiş. Sizde de böyle oldu mu?

Dokumacılık bizim gençlik yıllarımızda herkesin hayaliydi. Büyüklerimizi görür, onlar gibi olmak isterdik. Eşimle de çok mutlu bir evliliğimiz var. ‘Adam bulur getirir, kadın bilir pişirir’, derdi bizim büyüklerimiz. Eğer evin erkeği helalinden çalışır rızkını eve getirir eşine de iyi davranırsa; evleri cennet bahçelerinden bir bahçe olur. Erkek iyi olursa kadın ona saçını süpürge eder.

Çocuklarınız dokumacılık yapmak istediler mi? Onların bu mesleğe bakışı nasıl oldu?

Sadece benim çocuklar değil, gençlerin hiçbiri bu işleri yapmak istemiyor. Gelen de hemen maaşı soruyor. Önce 10 mekik atmasını öğreneceksin sonra para arkasından zaten gelir. Onun için gençler ya şehir merkezine göçüyorlar ya da burada yaşayıp servislerle Denizli’ye çalışmaya gidiyorlar. Birçoğu rahatı tercih ettiği için bunu yapıyorlar ama zanaat ustalığı bir altın bileziktir.

Dokumacılığın püf noktaları neler?

Dokumacılıktaki en önemli hammadde ipliktir. Bundan ötürü ipliğin iyisinden anlamak gerekir. Eğer iplik kötü olursa usta ne kadar iyi olursa olsun, güzel bir mamul çıkmaz ortaya. Bir de çürük iplik sürekli tel kırdırır. Bir türlü verim alamazsınız.

Peki iyi dokumacı nasıl anlaşılır?

Bir kere öncelikle içerisinde çalışma ve işini iyi yapma gayreti olacak. İpliğe baktığı anda anlayacak bundan nasıl bir ürün çıkar diye. Bir de zanaat sahibi, ekmek teknesi olan makineye iyi bakmalı, bakımlarını aksatmamalıdır. Çünkü sen ona bakacaksın ki o da sana bakacak.

Peki sizce iyi tüccar olmak için en önemli unsurlar nelerdir?

Ticaret hile ve hurda götürmez, onlarca yıllık meslek tecrübem bana bunu söylüyor. Onun için doğru olmak lazım. Bir de hep iyi mal yapıp satmak gerekir. İlk zamanlar zarar edebilirsiniz ama süreç içerisinde itibarınız olur ve o itibar size bir ömür ekmek yedirir. Atalarımız boşuna, ‘ucuz etin yahnisi yavan olur’ dememişler. Kötü yapılan her mal hem üreticisine hem tüketicisine zarar yazdırır. Onun için hile yapmadan, kaliteli iş çıkarmaya çalışanlar hep kazanır. Allah da onların yanında olur ve paraları bereketlenir