Güneşe Dost, Beyaz Kent: Muğla

Güneşe Dost, Beyaz Kent: Muğla

Her kentin bir rengi vardır. Muğla’nın da beyazı var, Saburhane’nin kireç beyazı…

Güneş, tam tepeye yerleşip, gölgeler azalınca, mahalle göz kamaştırır. Sanki Saburhaneli kadınlar, bir gece öncesinden, beyazlatıcıyla, duvarları yıkamışlardır… Oysa, bir temizlik geleneğidir bu. Her yıl, bahar aylarında, evler ve duvarlar, kireçle badana edilir. Yakınında Bodrum, Fethiye ve Marmaris gibi popüler tatil merkezleri varken, Muğla’ya sıra gelmemesi şaşırtıcı değil. Bütün bu beldelerin bağlı olduğu bir il olarak ele alındığında, Muğla, Antalya’dan sonra en büyük tatil ve turizm merkezi. Ne var ki, çok az turist Muğla’nın merkezindeki cevherin farkında. Geçerken uğramayı ihmal etmeyin, neden bu kadar geciktiğinizi kendinize soracaksınız…

ASMALARIN GÖLGESİNDE

Muğla’da, zaman geçirmekten en çok keyif alacağınız yer, muhtemelen Saburhane olacaktır. Mahallenin sokakları, er geç, Saburhane Meydanı’na çıkar. En keyifli kahveler de buradadır. Meydanda köşeleri kapmış, üç tarihi kahve var; Yörükoğlu, Ali Tanyel ve Hüseyin Kulaksızoğlu… Muğla Belediye Bandosu’nda trompet çalan Ali Tanyel’in anısını bu kahvelerden biri yaşatıyor şimdi. Asmaların gölgelediği, parke taşlı Yörükoğlu Kıraathanesi soluklanmak için bire bir. Akdeniz usulü adaçayı denemeye değer. Muğlalılar, yabancılara kucak açan insanlar. Açık fikirliler ve içtenlikle davranıyorlar. Muğla Üniversitesi’nin de kente getirdiği bir vizyon var, kuşkusuz. Kahvede otururken, sırtını Asar Dağı’na dayamış bu kentin, ilk kurulduğu yerindeki serinliğe şaşıyorum. “Dağdan alır havasını… Saburhane’deki hava hiçbir yerde yoktur, yazın bile battaniyesiz yatamazsınız.” diyor kahveci.

‘KUZU KAPI’LI EVLER

Kahvede otururken, mahalle sakinlerinden biri kalkıp size peşinden gitmenizi söylerse yadırgamayın. Mutlaka size güzel bir Saburhane evi göstermek istiyordur. Yörükoğlu Kıraathanesi’nin üzerinde, Topaltı 3 numaradaki Ayşe Keser, gelen tek tük turiste evini açmaya alışkın. Onunkisi gibi, tavan göbeği yerli yerinde pek ev kalmamış. Avlunun girişine döşeli, çakıl ve kayrak taşlarına da ender rastlanıyor bugün. Büyük kanatlı ahşap kapılar ve bunların içinde insanların girebileceği boyutta, daha küçük kapılar hemen dikkatinizi çekecektir. Hayvanların iç avluya girmesine yarayan, geniş çift kanatlı, avlu duvarının yüksekliğiyle orantılı ‘kuzulu kapı’lar da hâlâ duruyor. İlginç olan bir şey de evin ahşabı. Boyasız, cilasız tahtalar, bol bol silinmiş, silinmekten sararmış. Evlerdeki ahşap işçiliği, el işi emek görmeye değer. İç avlular da meyve ağaçları ve çiçeklerle ev sakinlerinin sığınakları olmuş. Saburhane’nin geçirdiği değişim bir asma gölgesinde kulağınıza çalınır. Buranın gerçek halkı apartmanlara taşınmadan önce, evler daha bakımlıymış. Evlerin bir kısmı sahipleri tarafından onarılmış ancak çoğu metruk halde.

52 KİREMİTLİ BACALAR

Dar, kıvrımlı sokaklarından tırmanıp, tepeden Saburhane’ye bakın. Tepelerden kırmızı kiremit çatılı evleri ve Muğla’nın kendine özgü bacalarını görebilirsiniz. Gördüğünüz manzara, bir kırmızı kiremit ve baca denizi adeta. Muğla’nın bacaları, beyaz badanalı evleri kadar özel. Yöre evlerinin bacaları tam 52 yöresel kiremitten yapılmış. Küçük berber dükkanlarının, lokantaların, demircilerin, semercilerin ve bakırcıların sıralandığı, Muğla’nın biraz nostaljik biraz da köhne yüzüdür, Arasta. Öğlene doğru, herkes esnaf lokantalarına dağılır. Öyle lezzetlidir ki, buranın yerlisi bile hâlâ doyamamıştır Muğla köftesine. Muğla’nın efsanevi yöresel lezzetleri vardır, her yerde bulamasanız da, listeyi gözden geçirmekte fayda var; Muğla kapaması, çökertme, ekşili tavuk, köy tavuğu, kaburga dolma, büryan kebabı, yayla otları, yağda patlıcan, börülce tarator, Muğla tarhanası, keşkek, ciğer sarma, çıtırmık denen irmik helvası… Muğla’nın geleneksel pazarı her hafta Perşembe günü kurulur.

MÜTEVAZI VE KENDİNE ÖZGÜ

Muğla, bir ölçüde Saburhane Mahallesi demek olsa da, kentte bir tur atmadan geziniz eksik kalacaktır. Türkiye’nin tek doğa tarihi müzesi Muğla Müzesi’nde, 5- 7 milyon yıllık, bitki ve hayvan fosilleri sergileniyor. Bu ilginç müzenin ayrıca, çoğu Stratonikeia antik kenti kazılarından çıkarılan buluntuların sergilendiği bir Arkeoloji Salonu, Etnografya Salonu ve Gladyatör Salonu var. 250 yıllık Konakaltı Hanı, bugün bir kültür merkezi. Satranç öğrenen çocukların seslerinin yankılandığı güzel bahçesinde soluklanabilirsiniz. Saatli Kule Caddesi üzerinde, 1895’ten kalma Rum Filvari ustanın eseri, hâlâ çalışır durumdaki Saatli Kule’ye varmadan önce, Menteşe Beyi tarafından Ulu Camii’nin vakfiyesi olarak yaptırılmış, 650 yıllık Vakıflar Hamamı’nı göreceksiniz. Bakırcıların ve demircilerin, küçük dükkanlarında var olma mücadelesi verdiği Arasta’nın dar sokaklarında dolaşın. Burada, önünde kuş kafesleri olan Afyonlu’nun Yeri’ne ve kapı önünde sohbet eden Muğlalı esnafa rastlayacaksınız. Kentin en eski camisi, Menteşe sultanlarından İbrahim Bey tarafından, 14. yüzyılda yaptırılmış Ulu Camii. Kubbesi kurşunla kaplı, 15. yy.’dan kalma Kurşunlu Camii, karşınıza çıkar. Caminin karşısında, Rum ve Türk ustalar tarafından yapılmış, 130 yıllık bir Muğla evi, Muğla Kültür Evi olarak restore edilmiş. Avlusunda kahvaltı, çay ve kahve servisi yapılıyor. Kentin en hareketli yerlerinden biri, 15. yüzyıldan’dan kalma bir kervansaray olan ve bugün halı, kilim gibi turistik eşya satan dükkanların bulunduğu Yağcılar Hanı. Önündeki meydanda, turistler çay içiyor, Muğlalılar tavla oynuyor. El dokuması geleneği, antikçağlardan beri devam ediyor. Çarşıda, atölyeleri görüp, alışveriş edebilirsiniz. Turu sonlandırmak için en can alıcı zaman günbatımı ve en doğru yer Yukarı Mahalle’dir. Bu mütevazı kente ve eski zaman mahallesi Saburhane’ye kuşbakışı bakarak günü sonlandırmak, bu gezinin keyfine keyif katacaktır.