Gönül ve Muhabbet İnsanı: Bahadır Yenişehirlioğlu

Gönül ve Muhabbet İnsanı: Bahadır Yenişehirlioğlu

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemine ışık tutan Payitaht Abdülhamid dizisinde Sultan’ın en güvendiği isimlerden biri olan Tahsin Paşa’yı canlandıran oyuncu ve yazar Bahadır Yenişehirlioğlu; reytingi bol olan diziyi, Tahsin Paşa karakterini ve kendine dair bilinmeyenleri Pamukkale Dergisi okurlarına anlattı.

28 yıllık avukatlık hayatından sonra başladı yazarlık serüveniniz. Bu dönüşüm nasıl yaşandı?

Edebiyat bir tutkudur ve öyle bir tutkudur ki asla yazmadan duramazsınız. Kendi menkıbeniz sizi yazmaya sürükler ve bu inanılmaz bir serüvene dönüşür, artık yazmanın dışında hiç bir şey sizi tatmin etmemeye başlar. Çok okuyan biriyim ve bunu aileme borçluyum. Sanıyorum çok okuyorsanız ve Allah vergisi bir kabiliyetiniz varsa bu bir süre sonra yazıya dönüşüyor, bende de öyle oldu. Yazmak her zaman istediğim bir şeydi ama bunu hayata geçirmenin zamanı varmış demek ki… Aslında kaderimizi yaşıyoruz. Benim şahsi menkıbemde de böyle gelişti. 1979 yılında Akhisar Lisesi’ni bitirdikten sonra Paris’e gidip empresyonistlerin izini takip etme kararımı; felçli babama yemek yedirmekte olan anneme söylediğimde annemin, ‘kulağı kesik Van Gogh gibi mi olacaksın, avukat ol’ sözleriyle engellemesi üzerine, hukuk eğitimi aldım. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldum. Ancak yıllar sonra artık bana biçilen rolü oynamamaya karar verdim. Tutkuyla yazmaya başladım ve tek ilgi alanım yazmak oldu.

Kalem ile yoldaşlığınızın başlamasında trajik bir hikaye yatıyor aslında. Bu olayı paylaşabilir misiniz?

Benim yazmaya başlama hikâyem son derece trajik. 12 Eylül Askeri İhtilali’nin bütün ağırlığını hissettirdiği zamanlarda idam cezası ile yargılanan ceza evindeki ağabeyime, babamın öldüğünü söyleyememiştim. Babam felçliydi, bu acıya dayanamadı ve vefat etti. Zira ağabeyim suçsuzdu. Babamı toprağa verdiğim gün eve gelip vefat eden babamın ağzından sanki yaşıyormuş gibi cezaevindeki ağabeyime bir mektup yazıp gönderdim, daha sonra uzun yıllar bu devam etti. Zira ağabeyim büyük bir sarsıntı yaşıyordu ve ben ona babamızın ölüm haberini veremezdim. Bu sahte mektupları yazarak aslında yazarlık serüvenime adım atmıştım. Bunu çok sonra fark ettim… Neticede ağabeyim 6 yıllık mahkeme sürecini yaşadı, suçsuz bulundu ve ceza evinden çıktı ama bir trafik kazasında öldü ne yazık ki. Ben o zamanlar hukuk eğitimi alıyordum. Profesyonelce yazma sürecim ise 2011 yılında ilk romanımı kaleme aldığım gün başladı, büyük bir hızla diğerleri geldi. Sanki barajın kapağı açılmış gibi hissediyordum.

Yazarken neler hissediyorsunuz? Yazarlığın ruh dünyanıza etkileri neler?

Hayatın bunca ağırlığı ve acımasızlığı karşısında, insanoğlunun bu denli sevgisizleştiği ve varlığını, yok ettiklerinin üzerine kurguladığı bir dünyada hala çocuk kalabildiğim için Allah’a şükrediyorum. Yazmak, içimdeki bu saf enerjiyi daima canlı tutmama inanılmaz yardımcı oluyor. Bütün tanımlamaların dışında, sadece çocuk olarak kalabilmek, asla içimdeki çocuğu öldürmemek… İşte ben romanlarımda bunu yapmaya çalışıyorum.

Yazdıklarım beni tedavi ediyor, kırıkları tamamlıyorum, renksiz olanları renklendiriyorum, çatlak olanları koruma altına alıyorum ve yeniden yazıyorum kendimi ve hayatı. Bu yüzden gerçek, bu yüzden sahici, bu yüzden gönle dokunan kitaplar ortaya çıkıyor.

Kültürün yeniden yorumlanması, yaşatılması ve sürdürülebilir olması ve geleceği kucaklaması açısından, edebiyat en güçlü delil benim için.

Edebiyat dünyasında yankı uyandıran romanlarınız var. Roman yazmak sizce ne anlam ifade ediyor?

Güçlü bir medeniyet inşasında romancılığın çok önemli bir yer tuttuğuna inanıyorum. Hangi fikri yapının temsilcisi olursa olsun fanatizm müthiş bir zehir ve dünyamızı gitgide daha çok zehirleyerek hayatımızı daha berbat bir hale dönüştürüyor. Kendi kadim tarihinden ve kültür kodlarından kopuş ve savruluş müthiş bir yıkım ve bunu giderek daha ağır hissediyoruz. Kültürel kodlarımızın altını objektif olarak çizip, dün ile bugünü harmanlayarak evrensel bir bakış açısıyla genç neslimize ve geleceğe aktarmak bu yıkımın ve savruluşun önüne geçmek açısından çok önemli. Bu duruşu ortaya koymak açısından edebiyatın ve onun en güçlü dalı romancılığın muazzam gücünü çok önemsiyorum. Ben romanlarımda bunun gayreti içerisindeyim. Edebiyatın bir vicdan meselesi olduğunu düşünüyorum. Bu evrensel bir vicdan. İnsan olmak ile alakalı. İnsanoğlunun var oluşuyla alakalı. Beyaz Usta Siyah Çırak romanımda 12 Eylül, Kerime romanımda ezanın Türkçe okunduğu yıllar, Aşk Cephesi romanımda Çanakkale, Aşk Çölü romanımda Yemen, Kanaviçe’de Ermeni tehciri meselesi, Kara Güneş romanımda 15 Temmuz’un 40 yıl önce nasıl başladığı ve yeni çıkacak olan Tahsin Paşanın hayatını anlattığım Hünkârım romanlarımda bunun etkilerini görüyoruz.

Yazarlıkta sizi besleyen şeyler neler?

Yazar pek çok şeyden beslenir bunu maddeleştirmek çok zor. Hayatı ve insanı tanımlayan ne varsa yazar bunlardan beslenir. İlk olarak kendini var eden kültürden, kadim değerlerden yola çıkarak bunun üzerine evrensel bir bakış açısı edinerek entelektüel bir duruşla eserlerini oluşturur. Bunun için güçlü bir sezgi, duygudaşlık, bilgi ve yüksek bir bakış zaviyesi gerekir. Kamil bir insan olmak diye tanımlayabileceğimiz bir kıvam için bu şarttır. Dolayısı ile bir yazar bütün bir kâinatın nabız atışını duymalıdır. Bunun yeri ve zamanı yoktur. Bunun sınırı yoktur. Engin bir gönül sahibi olmak ve Allah’ın bize bahşettiği yolu takip etmek gerekir.

Yazarlığınızın yanında ‘Payitaht Abdülhamid’ dizisindeki rolünüzle de tanınıyorsunuz. Yazmak mı, oynamak mı sizin için en ideal?

İkisini birbirinden ayırmamız mümkün değil. Zincirin halkaları gibi. Sanatın iki güçlü dalında varlık gösterebilmek benim için büyük bir zenginlik. Bunun için Allah’a şükrediyorum. Ama şunu ifade etmeliyim ki edebiyat beni her zaman daha çok heyecanlandırıyor. Geleceğe kalan tek şeyin edebi metinler olduğunu düşünürüm.

Dizide rolünüzü oynamıyor adeta yaşıyorsunuz. Bunun sırrı nedir?

Sahici biri olmam… Matematik doğrularla hareket etmemem. Ortaya koymaya çalıştığım karakterleri bütün hücrelerimde hissediyor olmam. Bunu romanlarımı yazarken de yaşıyorum. Kurguladığım karakterlere bürünüyorum. “Duygudaşlık” gücüme inanıyorum. Ben hayatım boyunca “mış” gibi yapamadım. Son derece net ve olduğum gibi olmak gibi bir saplantım var. Tabii karakterleri tanıma, kodlarını keşfetme sürecim oluyor, bunun için okumak çok önemli. Kendime uygun gördüğüm role girdiğim andan itibaren sadece o anı yaşıyorum ve karşımdaki her şey yok oluyor. Bunun için büyük bir çaba sarf etmeme de gerek yok, zira Allah beni böyle yaratmış ben sadece Allah’ın bana verdiği yetenekleri ortaya çıkarma konusunda doğru alanlar bulabilen nasipli insanlardanım. Ama şunu ifade etmeliyim insanoğlu her zaman hazır olmalı. Dağarcığı hep dolu olmalı. ‘Durun hazırlanayım’ diyeceğiniz bir zaman diliminiz ve imkânınız olmayabilir bunun için çok okumak ve entelektüel bir altyapı sahibi olmak son derece önemli.

Tarihin hayatınızda çok önemli bir yer tuttuğunu biliyoruz. Abdülhamit Han’ı bir de sizden dinleyebilir miyiz?

Abdülhamid Han’ı anlamak, neslimizin ve tüm dünyanın mutlu yaşamasını istiyorsak; hak ve adaleti, ortak aklı, sağduyuyu, vicdanı ve bunların ihtiva ettiği manaları tekrar hayatımıza sokmalıyız.

Adaletli olmanın, ahlaki davranmanın hak ve adalet kavramlarından uzaklaşmamak olduğunu ve bunların ne anlam ihtiva ettiğini kendi toplumumuzdan başlayarak bütün dünyaya yaymak mecburiyetindeyiz.

Küresel sömürü aktörlerinin bizi dönüştürme arzularının yok edilmesi; gerçek tarihimizi ve kahramanlarımızı bugünün insanı ile buluşturmak bu sebeple vazgeçilmezdir. Bu oyunu tersine çevirmeyi, kendi neslimiz ve bütün dünya için borçluyuz.

Hedefimiz ve ülkümüz sadece kendi neslimiz için değil bütün bir insanlık için olmalıdır. Aynen Abdülhamid Han’da olduğu gibi.

Teklif gelmesi halinde başka bir tarih dizisinde rol alır mısınız?

Bunu söyleyebilmek için pek çok sorunun cevaplandırılması lazım. Kim çekecek? Kimin hayatı olacak? Hangi karakteri canlandıracağım? Kast kimlerden oluşacak? Yönetmeni kim olacak? Bunlar tatmin edici olursa tabi ki… Neden olmasın.

Hangi tarihi karakteri canlandırmak istersiniz?

Şems karakterini yorumlamayı çok isterim.

Romanlarınızdaki cümleleriniz internette çok paylaşılıyor. “Popüler yazar” olma gibi bir endişeniz var mı?

Popüler olmak ile popüler kültürün maymunu olmak birbirinden çok farklı şeyler. Tanınıyor olmak ile tanınmak için türlü hokkabazlıklar yapmak da farklı şeyler. Ben iyi şeyler yapmak. Yara açan değil yara saran biri olmak için çabalıyorum. Bunun dışında bir gayretim yok. Doğal olarak bu süreç beni daha çok tanınır kılıyorsa bundan da şikâyetçi değilim. Zira sevenlerim, benimle son derece saygılı ve seviyeli bir ilişki kuruyorlar benim onlarla kurduğum gibi…

Yazı ve düşünce hayatınız size ailenizden gelen bir miras. Büyük dedeniz matbaaya fetva veren Şeyhülislam. Edebiyata meraklı gençlere neler tavsiye edersiniz?

Çok ama çok okusunlar. Zira bu bize gelen ilk emir…