Geçmişin Kapısını Aralayan Yer: Kula

Geçmişin Kapısını Aralayan Yer: Kula

Büyük hırsları barındırmayacak kadar sade ve sakin bir bölgedir Ege. Belki de o yüzden, büyük kentlerden kaçmaya niyetlenenlerin birçoğunun aklına ilk o istikamete doğru yönelmek gelir. İzmir’e 147, Manisa’ya 118 km mesafedeki Kula da farklı bir hayatın peşinden gidenlere sığınak olur.

MİRASI MİMARİSİ

Kula’nın mirası, geleceği; ayakta kalabilmiş tarihi evleri… Belediye, bu evleri tanıtmanın öneminin bilincinde. Kula tanınacak, evler yaşayacak. Kula’daki yaklaşık 2.300 evin bin kadarında yaşanıyorsa geriye kalanlar kaderine terk edilmiştir. Ancak 20’ye yakın ev restorasyonla hayata döndürülmüş. Eski Hastane restore edilmiş. Ali Kutlu Evi ve Hacı Rahmi Erdil Evi’nin de görücüye çıkmasına az kalmış. Bir zamanların Zabunlar Konağı bugün Anemon Hotel. Burada konaklamasanız da görmeye değer.

GEÇMİŞİN KAPISINDAN İÇERİ

Kula yaşamıyla ilgili toplanmış fotoğrafların ve eşyaların olduğu bir ev görmek insanın zihnini açıyor. Avlusu ve yukarı katlarındaki ahşap işçiliğiyle, bir Kula evinin nasıl olduğuna dair fikir verebilecek en kayda değer örneklerden biri; Kestaneciler Evi. Mimarisi olduğu kadar bu evin tavanları, oda kapıları, gözenekler, yüklükler, davlumbazlar, pencere parmaklıkları, merdiven babaları ve saçak kornişleri süslemeleriyle de özellikli. Süslemelerde ahşap, alçı, mermer ve boya kullanılmış. Evin hemen karşısında, yine eski bir evde açılan Hanımeli Pazarı var. Kulalı hanımların ahşap boyama, tarhana, turşu ve birçok yöresel üründeki hünerlerini görebilir, Kula’ya özgü hatıralıkları satın alabilirsiniz. Ziyarete açık bir başka Kula evi de Beyler Evi.

AVLUDA HAYAT

Kula evleri büyük ailelere, özellikle de bütün bir günü evde geçiren kadına göre planlanmış. Her oda, farklı işlevler için tasarlanmış. Evlere girer girmez karşılaşılan serin taş avluların, evin hanımı için önemi büyük. Sosyal birçok aktivite burada gerçekleşiyor. Evlerin etrafı gibi avlular da mahremiyeti sağlayan yüksek duvarlarla çevrili. Türk evlerinde bu esas. Yüksek duvarların yanı sıra sokak kapılarındaki kafes gibi detaylar bunun göstergesi. Rum evlerinde ise avlu değil, bahçe var. Dışa ve sokaktaki yaşama dönük bir mimariye sahipler. Kula’nın gün içinde oldukça sessiz olan dar sokaklarının sakinlerinin çoğu ya tabakhanede ya da battaniye fabrikalarında çalışır. Bugün artık dericilik, geçim kaynağı olarak geçerliliğini yitirmiş ancak Kula battaniyeleri hâlâ tercih ediliyor. 1934-50 yılları arasında, adından çok söz ettiren Kula Mensucat kapandıktan sonra, aileleriyle birlikte 3 bine yakın çalışanı buradan göç etmişti.

EVLER YAŞADIKÇA…

1800’lerden kalma kilisenin önünde, Kulalı kadınlar oturup, otlayan koyunların yanında, sipariş üzerine tığ işi yaparlar. Kilisenin hemen karşısında, Mustafa Şapçı Sokak’ta yine Kula’nın ünlü evlerinden Mavi Papaz’ın Evi var. Saruhanlılar zamanından kalma 1480 tarihli Kurşunlu Cami’nin yanındaki sokaktan girince, boyacı Zekeriya Bey ile Nuriye Hanım’ın, Cami Cedit Mahallesi’ndeki evine varılır. Evin sahibinin boyacı olduğu, evin cephesinden kolaylıkla anlaşılıyor. Zaferi Mahallesi’ndeki 28 numaralı Çınarlar Evi, 1860’lardan kalan bir Rum evi. Dış cephesindeki süslemeler ve ziyaretçilere kapısını açıp evi gezdiren Naime Hanım burayı özellikli yapıyordu. Ancak evin sahipleri öldükten sonra geriye kapıdaki kilit ve terk edilmişlik kaldı. Arasta geleneğinin sürdüğü ve özellikle leblebicilerin kümelendiği tarihi esnaf çarşısını boylu boyunca geçip, bir kafeye dönüştürülen Çinçin Hamamı’nın köşe yaptığı Ekin Pazarı’nın olduğu meydanda bir zamanlar tütün, buğday serilirmiş. Kulalılara sorarsanız, Çorum leblebisiyle yarışacak kadar iyi leblebi yaptıklarını söylerler. Baharatlı, tuzlu, karanfilli, çıtır… Leblebiciler Sitesi’nde bugün 50’ye yakın leblebi atölyesi bulunuyor.

KÖYLER, TÜRBELER, CAMİLER

Kula’nın meziyetleri, sadece iyi korunmuş Osmanlı kent mimarisi, tarihi camiler ve çukur çeşmelerden ibaret değil. Yemeklerini denemeden buradan geçip gitmemek gerek. Alançeşme civarındaki lokantalarda, oğlak dolması, su böreği, şekerli pide ve kula höşmerimi gibi yöresel tatlar bulmak mümkün. Kula’ya 12 km mesafede, Ankara-İzmir yolu üzerindeki Emre köyü içinde de görmeye değer iki yer var. Taptuk Emre ve ailesine ait mezarların bulunduğu türbede, talebesi Yunus Emre’nin de kabri olduğu söyleniyor. Boş taş evleriyle, kısmen terkedilmiş köyde, Carullah Bin Süleyman Camii, ziyaretçi için beklenmedik bir güzellik. 1547 tarihli bu küçücük caminin içi, 1808-1821 yılları arasında Şeyhzade Abdurrahman Efendi adlı bir usta tarafından yapılan kalem işi duvar resimleriyle bütünüyle süslenmiş. Özellikle caminin üst katına çıkıp, bu küçük sanat harikasının keyfine varmalı.

YANIK ÜLKE

Kula, Türkiye’nin ilk ve tek Avrupa ve UNESCO Jeoparkı’na sahip… Kula Volkanik Jeoparkı, peri bacalarından karstik mağaralara, kanyonlardan volkan konilerine kadar müthiş bir jeolojik ve jeomorfolojik mirasa da sahip. Yerbilimcilerin ‘Kula Volkanizması’ olarak adlandırdığı yer, Türkiye’nin en genç volkanik sahalarından biri… Daha dün sönmüş izlenimi veren volkan konileri, Türkiye’nin en önemli ve en genç oluşumları… Divlit Yanardağı, kent merkezine oldukça yakın. Yanardağın lavlarının, 180 km’ye kadar uzandığı söyleniyor. Gerçekten de, simsiyah lavlar boyunca, kilometrelerce yolculuk etmek mümkün… Yörenin bu çarpıcı özelliği eski çağlardan beri ilgi çekmiş. Özellikle 2 bin yıl önce buradan geçen ünlü Amasyalı tarihçi Strabon, Geographika’sında buraya Yunanca ‘Yanık Ülke’ anlamına gelen, ‘Katakekaumene’ adını vermiş. Strabon, burada hiç ağaç olmadığını, toprağın yüzünün küllerle kaplı olduğunu, dağlık ve kayalık olan bu bölgenin sanki yangın geçirmişcesine siyah olduğunu, ancak bağlarından çok kaliteli şarap elde edildiğini yazmış.

LAVDAN ŞELALELER

Volkanik bölge, 600-700 m. yükseklikte bir yayla üzerinde. Bu alanda 68’den fazla genç volkan konisi var. Volkanik hareketlenmeler üç evrede meydana gelmiş. Burgaz volkanikleri 1.1 milyon yıl, Elekçitepe Volkanikleri 200-300 bin yıl, üçüncü ve en yeni olan Divlittepe Volkanikleri ise 12 bin yıl önce faaliyet göstermiş. Özellikle Divlittepe Volkanikleri’ndeki volkan konileri, kraterler ve lav akıntıları, gerçekten de dün olmuş gibi. Vadi içinde akarak kilometrelerce yol alan lav akıntıları, bu hissi veren en belirgin özellik. Simsiyah, sert ve sivri oluşumların üzerinde bitki örtüsü görmek mümkün değil. 60 km’lik alana yayılan kraterlerden püskürmüş lav ve cüruflar, oldukça dağınık ve karmaşık olduğundan üzerinde yürümek zor. Divlittepe’nin diğerlerinden farkı, koyu siyah rengi, bazaltlarının son derece akıcı olması. Bu akıcılığı nedeniyle, adeta lav şelaleler oluşturmuş, vadileri aşmış ve hatta aktığı vadilerin girintilerini doldurmuş. Lav akıntıları içinde biriken gazlar, zaman zaman yüzeyde kabartılara neden olmuş, gazlarını kaybederek, katılaşıp, kabuklaşan bazı lavların altında lav tünelleri oluşmuş. Binlerce yıl önce, ilkel insanlar, bu oluşumdaki doğal kalelerde yaşamışlar.

KULADOKYA’NIN PERİBACALARI

Kula Volkanizması’nın en genç oluşumu, terk edilmiş olan Çakallar köyünün bulunduğu tepenin yamacı. Buradaki bir cüruf ocağında çalışmalar sırasında bulunan, l0-12 bin yıl öncesine ait ayak izleri, prehistorik araştırmalarda, dünya çapında bir buluntu. O devirde buradan geçen üç kişiye ait ayak izleri, ayrıca bir hayvana ve yere konan bir eşyaya ait izler var. 1969’da sayısı 200 olarak belirlenen ayak izlerinden bugün ancak 10-12 tanesi yerinde görülebiliyor. 60 kadarı Ankara Maden Tetkik Arama Enstitüsü içindeki Doğa Tarihi Müzesi’ne taşınmış. Çalınan ayak izlerinden bazıları ise Amsterdam Doğa Tarihi Müzesi’nde. Köylerdeki evlerde bazen süs eşyası olarak bile kullanıldığı da biliniyor. Kula-Uşak yolu üzerinde, Kula’dan 18 km sonra sola sapınca, kendinizi başka türde oluşumların içinde buluyorsunuz. Burgaz Volkanikleri, volkanik faaliyetlerin ilk evresi olması nedeniyle, yapı olarak en altında bazalt, üste doğru kumtaşı ve tüf yapısına sahip. Üstteki doğal yapı, yağmur ve erozyonun etkisiyle aşınmış ve zaman içinde vadi yamaçlarında peri bacaları benzeri oluşumlar meydana gelmiş. Hatta burası Kapadokya’ya benzetilerek ‘Kuladokya’ diye de adlandırılıyor. Burgaz Volkanikleri olarak adlandırılan birinci aşama lav akıntılarında da etkileyici sütun bazaltlar oluşmuş.