Bir ustalık, keşif ve tutku hikayesi: Afrodisias

Bir ustalık, keşif ve tutku hikayesi: Afrodisias

Aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit’e adanmış Afrodisias, aradan geçen 2.500 yıla rağmen döneminin zenginlik ve asaletini yansıtmaya devam ediyor.

Asya’daki tüm kentler içinde, Afrodisias’ı kentim seçtim.” demişti, Roma İmparatoru Augustus. Bu söz, kanun, anlaşma ve kararların yazıldığı, tiyatronun Arşiv denilen duvarına kazınırken, bu güçlü imparator, günün birinde bir başkasının Afrodisias’ı elinden almaya cüret edeceğini tahmin edemezdi kuşkusuz. Prof. Dr. Kenan T. Erim’e neden evlenmediği sorulduğunda; “Afrodisias ile evliyim.” demişti. Tutkusu ölünceye dek sürdü. Vasiyeti üzerine, kente yararlı kişilerin kentin içine gömülebilmesi antik geleneğine uyularak, yıllar boyu restorasyonunu üstlendiği Tetrapylon’un yanına gömüldü. Tıpkı, kente büyük katkılarda bulunarak Afrodisias’a sahip çıkan ve 2 bin yıl önce buraya gömülen Zoilos gibi…

Tesadüf ve keşif

1958’de genç bir foto muhabiri olan Ara Güler, Denizli civarında dolanırken yolunu kaybeder. O gece, adını daha önce hiç duymadığı, Geyre köyünde konaklamak zorunda kalır. 1959’daki depremden sonra, büyük bir bölümü terkedilen köyde, küçük bir nüfus taş evlerde, çocukları, koyunları, köpekleri ve tavukları ile yaşıyormuş. O yıllarda, Ara Güler gibi, yolu buraya düşen gezginlerin hep aynı şey dikkatini çekermiş.

Bağların, mısır, tütün ekilmiş tarlaların ve kavak ağaçlarının arasındaki köyün her yanına yayılmış sütun başlıkları, lahitler ve heykeller varmış. Evlerin, kahvelerin içinde, sütun başlığı masa imiş… Bahçelerdeki lahitler hem yalakmış, hem de çamaşır teknesi… Üstelik, içinde pekmez yapmak için, üzüm ezilirmiş. Ertesi sabah, Ara Güler köy kahvesinde, duvarlarda antik taşlara ve masa olarak kullanılan antik sütunlara rastlar. Köy daha da şaşırtıcıdır. Evlerin tuğlalarının arasına mermer sütunlar sıkıştırılmıştır, yunus başlı mermer bir koltukta köylüler sigara içmektedir… İstanbul’a dönünce, Ara Güler siyah beyaz fotoğraflarını Arkeoloji Müzesi’ne götürür. Bir müze yetkilisi de bunları Princeton Üniversitesi’nde ders veren, genç, Türk arkeolog Kenan Erim’e gönderir.

Bir antik kentin doğuşu

Kenan Erim öylesine etkilenir ki, İtalya’da görevli olmasına rağmen, vakit kaybetmeden Geyre’ye gider: “1959 yılının Temmuz’unda Nazilli’den yola çıktığımda, bu denli önemli bir seyahat olduğunu bile tahmin edemezdim. Karacasu’dan sonra çok kötü bir toprak yolla Geyre’ye ulaşmadan önce, Afrodit Tapınağı’nın sütunlarını gördüm. Köy tamamen Afrodisias’ı kaplamış ancak muhteşemliğini gizleyememişti… Odamda, günlüğüme şunları yazdığımı hatırlıyorum; hayatımda yeni bir dönem başlıyor…”. Erim, görür görmez Afrodisias’a aşık olur ve 1990 yılında ölünceye dek ondan vazgeçmez. 1959 depreminin ardından, arkeolojik önemi anlaşılınca, yıllardır antik kentin üzerinde bulunan Geyre köyü, iki yıl içinde, buradan 2 km uzağa taşındı. 1961 yılında, başında New York Üniversitesi Klasik Arkeoloji Bölümü’nde eğitim veren Kenan Erim’in bulunduğu kazı ekibi, Afrodisias’ın üzerine kurulu Geyre köyüne gelir. Kenan Erim, o gün buraya yerleşir ve ölünceye dek de burası için çalışır. Keyif aldığı aryaları gramafonundan dinlerken, kurbağaların sesi, müziği bastırdığında bile güler, geçer…

Tutkunun yolu

Afrodisyas Müzesi’nin bahçesine dağılmış, üzerinde çelenk zincirleri ve tiyatro maskeleri olan muhteşem lahitler, sonsuzluğu temsil eden Aion’un profili, Apollo’nun şeffaf teni, bir deniz kabuğunda oturarak saçlarını kurutan Afrodit’in ayak ayak üzerine atışı, adı bilinmeyen asil bir kadının elbisesinin kıvrımları… Süt beyaz, mavi ve şeffaf mermerden oyulan bu heykeller için, Kenan Erim şöyle demişti: “Hepsinin aşağı yukarı doğumunda bulundum… öyle parçalar vardır ki, kazıda onlar çıkınca gözlerim yaşarır… “ Tutkunun yolu bir; Kenan Erim’in Afrodisias’ı ortaya çıkarma çabası, kölelikten gelen Zolios’un varını yoğunu kenti güzelleştirmek için harcaması, kente olan düşkünlüğünü halktan vergi almayarak gösteren İmparator Augustus’un jesti ve heykeltıraşların yaratıcılıklarını kullanabilecekleri bu kente dünyanın her yanından kalkıp gelmeleri… Müzede, heykellerde heykeltıraş imzaları var. Kuşkusuz Afrodisias’ın böyle önemli bir sanat kenti olmasında, baş kahramanlar onlardı. Ancak her şeyden önce, burada kaliteli ve zengin mermer yatakları vardı. Üstelik, mermer ocağı kente çok yakındı. Bu da Afrodisias’ın, 600 yıl boyunca, aralıksız, antik dünyada benzeri olmayan bir heykeltıraşlık okulunun merkezi olmasını sağladı.

Efsanevi heykeltıraşlık okulu 

Afrodisias, bir Karya kentiydi. Antik çağlarda, bugünkü gibi, zengin toprakları, meyve ağaçları, çiçekleriyle bereketli bir ovaydı. Roma devrinde, 2 km mesafedeki mermer ocağıyla, dünyaca ünlü bir heykeltıraşlık okuluydu. Kazılarda, üstün heykeltıraşlık örneklerinin yanı sıra bitirilmemiş ve deneme niteliğinde parçalar da bulundu. Dünyanın dört bir yanından gelen heykeltıraşlar, mermerin taşınması ve işlenmesiyle ilgili yeni teknikler bulmada da öncü oldular.

M.Ö.1. yy.’dan itibaren, Afrodisias’ta Roma kentine ve imparatorlarına adanan önemli eserler yapıldı. Afrodit kültü antik devirlere kadar uzanmaktaydı, bu nedenle Romalılar buraya Afrodisias adını verdiler. Afrodit’in Tapınağı, buranın bir hac yeri olmasına ve bilim ve sanat alanında birçok kişinin burayı ziyaret etmesine yol açtı. Kentte o kadar iddialı projeler üretilmişti ki, yalnız yerli değil aynı zamanda dünyaca ünlü sanatçılar ve mimarlar burada çalıştılar. Ünlü bir heykelcilik okuluna sahip olan Bergama Krallığı’nın yıkılmasıyla işsiz kalan sanatçılar da buraya geldiler. Afrodisias sanatçılarının en büyük başarısı, portre heykelciliğiydi. Adeta bir belgesel niteliğinde, yaşadıkları devri yansıttılar ve uzmanlaştılar. Kimi lahitte, kimi de heykel ya da yazıtlarda ustaydı. Gladyatör dövüşlerinin yapıldığı Stadyum, Agora, Hadriyan Hamamları ve on bin kişilik tiyatro kentin en önemli binaları arasında yer alıyor.

NASIL GİDİLİR: Afrodisias, Aydın’ın Karacasu ilçesi, Geyre Beldesi’nde, denizden 600 metre yüksekteki bir platoda yer alıyor. Antik kent, İzmir- Denizli yolu üzerinde 170. km’de, sağdaki tabelalı sapaktan girince 38 km mesafede. Karacasu’dan Afrodisias’a dolmuşlar da var.